İŞE ALIMLARDA OKUL AYRIMCILIĞI

Ülkemizde insan kaynakları kavramının yeterince anlaşılmadığı ve buna bağlı olarak profesyonellikten uzak İK uygulamalarının yaygın olarak yaşandığı artık aşikar…

İşe alımdan, ücret yönetimine, performans değerlendirmesinden işten çıkarmaya kadar bir çok İK uygulamasının, İK birimlerince ne yazık ki hala “insan”a değer veren bir bakış açısına sahip olunmadan yapıldığını görüyoruz.

“İnsan”ı anlamadan, hazmetmeden yapılan İK uygulamalarındaki hatalar, en fazla da işe alımlarda kendisini gösteriyor. Ülkemizde bir yandan işsizliğin yoğun olması ve her geçen gün işsizler ordusuna yenilerinin eklenmesi, diğer yandan işe alımların, sayıca çok fazla kişiyi ilgilendirmesi, işe alımlarda yapılan yanlış uygulamaların daha fazla göz önünde bulunmasına neden oluyor.

Aslında odağına “insan”ı alan İK yaklaşımı, sadece firma çalışanlarını değil, potansiyel adayları da politika ve uygulamalarına dahil eder. Bu yüzden de İKY’de işe alım uygulamaları, firmanın İK yaklaşımını yansıtması dolayısıyla büyük önem taşır. Bununla birlikte ülkemizde pek çok firma, işe alım konusuna yeterli özeni göstermemekte – ki zaten bu da o firmaların İK yaklaşımı hakkında açık bir fikir vermekte- ve sonuçta uygulamada bir çok olumsuz durumlarla karşılaşılmaktadır.

İşe alımlarda yapılan hataların başında, gerekli ön hazırlıkların yapılmaması (iş analizleri, tanımları, iş profili vb.) , uygun aday kaynaklarına başvurulmaması, iş duyurusunun uygun yöntemlerle yapılmaması, ilan metninin doğru hazırlanmaması, adaylarda bulunması öngörülen özelliklerin abartılması, görüşmelerin profesyonelce yürütülmemesi, adaylarla başvuru ve görüşme sonrasındaki iletişim eksikliği gelmektedir. Ayrıca işe alım sürecinde bu süreci yürütenlerin politika ve tutumları da hatalı uygulamalara yol açabilmektedir. Bunların başında da, işle ilgisi olmayan ayrımcılık ve kayırmacılık (torpil) gelmektedir.

İşe alımlarda okul ayrımcılığı, yukarıdaki sorunlardan sadece biri olmakla birlikte, yine çok geniş bir kitleyi ilgilendirmesi ve sıkça tartışılıyor olması nedeniyle bu yazımızın konusunu oluşturdu. Fakat bu konuya geçmeden önce, “Personel seçimi nedir?”, “Ayrımcılık nedir?”, “Üniversite eğitiminin niteliği nedir?” gibi soruları açıklığa kavuşturmak gerekiyor.

Personel seçimini, en basit şekliyle “belirli bir görev için en uygun adayı seçmek” olarak tanımlarsak, bu sürecin temel hedefinin en uygun adayı diğerlerinden “ayırmak” olduğu açıkça görülür. Özünde personel seçimi, niteliği itibariyle bir “ayrım”dır. Peki işe alım sürecinde “ayrım” olmasına rağmen, başta ABD olmak üzere gelişmiş ülkelerde neden “ayrımcılık” yasak ? Çünkü sözcük kökünde aynı fiil –ayırmak- olmasına rağmen bu iki kavram birbirinden tamamen farklı…

İşe alımda ayrımcılık, işin yapılışıyla ve gerektirdiği niteliklerle ilgili olmamasına rağmen, keyfi (subjektif) olarak belirlenen kriterlere göre adayları ayırmaktır. Dolayısıyla ABD gibi farklı din, dil, ırk, etnik kökenli vatandaşları barındıran ülkelerde, sırf bu özelliklerinden dolayı ayrımcılık yapılması şiddetle yasaklanmıştır. Burada anahtar sözcükler “işle ilgili olmayan kriterler” ve “sırf bu kriterlerden dolayı”dır. Diğer bir deyişle işe alım sürecinde, işle ilgili olmayan kriterlerden dolayı ve sadece bu yüzden adayı elemek, ayrımcılık olarak nitelendirilmektedir. Yoksa bir beyaz, bir zencinin başvurduğu bir pozisyonda, beyazın nitelikleri işe daha uygunsa, beyazın seçilmesi ayrımcılık değildir. Dolayısıyla zencinin “ayrımcılık” iddiasında bulunabilmesi için, o işe beyazdan daha uygun olduğu halde “sırf zenci olduğu için” işe alınmadığını ortaya koyması gerekir. Bu yüzden de “ayrımcılık yasağı”nın bu denli titiz uygulandığı ülkelerde işverenler, iş ilanlarında işle ilgili olmayan kriterleri belirtememekte, bunları iş görüşmelerinde soramamakta ve işe en uygun adayı seçmeye çalışmaktadırlar. Gelişmiş İK uygulamalarının bu ülkelerde ortaya çıkmasının bir nedeni de budur…

Peki genelde eğitimin, özelde üniversitelerin temel amacı nedir ? Temel amaç, devletin milli polikalarına da uygun olarak bireyleri “yaşama hazırlamaktır.” Çalışma da bireyin gereksinimi, hakkı ve yaşamının bir parçası olduğu için, üniversite eğitiminin bir amacı da bireyleri “çalışma yaşamına hazırlamak”tır. Amaç bu olsa da, hiçbir üniversite eğitimi öğrencileri “tam” olarak çalışma yaşamına hazırlayamaz. Her şeyden önce üniversite eğitimini “teorik alt yapının genel olarak verildiği” bir kurum olarak görmeliyiz. Bunda bir yanlışlık yok, aksi takdirde çıraklık okulu, yada meslek liselerinden bir farkı kalmazdı. Kaldı ki günümüzde o okullar bile öğrencilerini çalışma yaşamına hazırlamakta yetersiz kalıyor…

Diğer yandan ülkemizdeki mevcut eğitim sistemi, ezbercilik ve IQ üzerine kurulmuş durumda… Oysa günümüzde çalışma yaşamında yaratıcılık ve EQ (Duygusal zeka) ön plana çıkıyor… Dolayısıyla günümüz eğitim sisteminde başarılı olmak, çalışma yaşamında da başarılı olmak anlamına gelmiyor.

Evet, asıl konumuza gelmeden önce oldukça uzun bir giriş yaptığımın farkındayım ama, kavramları netleştirmeden yapılan tartışmalardan, ortaya sürülen görüşlerden ne yazık ki verim alınamıyor.

Günümüzde işe alımlarda okul ayrımcılığı olarak,  iş ilanlarında “ODTÜ, Boğaziçi, Bilkent…” gibi okul isimlerinin belirtilmesi anlaşılıyor. Dilerseniz ortada gerçek bir ayrımcılık olup olmadığını belirlemek için farklı durumları birlikte değerlendirelim :

İlanlarda okul isimleri genellikle aşağıdaki gibi belirtilir :

  • ODTÜ, Boğaziçi veya Bilkent Üniversitesi mezunu
  • ODTÜ, Boğaziçi veya Bilkent vb. Üniversitelerden mezun
  • Önde gelen üniversitelerin birinden mezun
  • Tercihen ODTÜ, Boğaziçi veya Bilkent Üniversitesi mezunu

Sizce bu ifadelerin “ayrımcılık” açısından dereceleri aynı mı? Kuşkusuz aynı değil… İlkinde üniversite isimleri kesin olarak belirtiliyor, başka üniversitelerden mezun olanların hiç şansı yok… ikincisi o kadar katı değil, ama bu üniversite isimlerini belirterek “emsal” gösteriyor. Üçüncüsü, adayın iyi okullardan mezun olması gerektiğini belirtiyor, ama emsal de göstermediği için adaya daha fazla açık kapı bırakıyor. Sonuncusunda ise aynı özelliklere sahip adaylar arasından belirtilen okullardan mezun olanlara öncelik verileceği belirtiliyor. Ayrıca 2. ve 3. seçeneğin önüne de “tercihen” ibaresi konularak bu ifadeler daha da yumuşatılabilir.

Şimdi bunları aklımızda tutup, bir de yukarıdaki ibarelerin aşağıdaki pozisyonlar için kullanıldığını düşünelim :

  • Yönetici adayı/Mühendis/ Uzman yardımcısı (Giriş pozisyonları)
  • Uzman/ Şef/Sorumlu/Yetkili
  • Müdür/Yönetici
  • Genel Müdür

Sizce yukarıdaki ifadeler, bu pozisyonlar için kullanıldığında, “ayrımcılık” açısından aynı etkiyi mi doğurur ? Kuşkusuz giriş pozisyonlarında makul bir şekilde belirtilebilecek birkaç okul ismi, sadece belirli okul isimlerinin belirtildiği bir “Genel Müdür” ilanındaki durumdan, çok daha az ayrımcıdır.

Peki firmalar okul isimlerini neden belirtirler ? Biraz da bunlar üzerinde düşünelim :

  • Bu okullara girmeyi ve bu okullarda okumayı başaranların, çalışma yaşamında da aynı başarıyı yakalayacağı varsayılabilir.
  • Firmayı kuranlar veya tepe yönetimi o okulların birinden mezun olmuştur, aynı okul kültürüyle yetişen kişilerle daha iyi ekip çalışması yapılacağı düşünülebilir.
  • Firmada bir şekilde belirli bir veya birkaç okuldan mezun olanlar ağırlıktadır ve firma kültürü bu okulların kültürlerinden etkilenmiştir. Bu okulların kültürleriyle yetişenlerin firma kültürüne  daha iyi uyum sağlayacağı düşünülebilir.
  • Belirli bir okulun söz gelimi mezunlar derneği gibi bir kuruluşu için aday aranıyor olabilir.
  • Giriş pozisyonlarında yeni mezunların iş deneyimleri olmadığından ve aldığı dersler birbirine benzediğinden, bu okulların ismi belirtilerek aday sayısını azaltılmak isteniyor olabilir.
  • Giriş pozisyonlarında yukarıdaki gerekçeyle bu okullardan mezun olanlar tercih ediliyor olabilir.

Sizce firmaların işe alım ilanlarında okul ismini belirtmelerinde yukarıdaki gerekçeler arasında ayrımcılık açısından bir fark var mıdır ?

Sanırım konuyu birçok boyutuyla birlikte düşündük. Görüldüğü gibi bir iş ilanında sırf bazı okulların isminin yer almış olması, başlı başına bir “ayrımcılık” teşkil etmemektedir. Okul isminin belirtiliş şekline, ilan verilen pozisyonun düzeyine ve firmanın gerekçelerine göre bazen gerçek anlamda bir ayrımcılıktan söz edilemeyeceği gibi bazen de tam anlamıyla bir “ayrımcılık” söz konusu olabilir. Yine burada temel kriter, “sırf işle ilgili olmak”tır.

Yukarıdaki açıklamalardan sonra, daha az yanlış anlaşılma korkusu duyarak bu konudaki kendi görüşlerime geçebilirim. Yukarıda örnekleri verilen okulların “giriş pozisyonları” için “tercih edilmesi”nde bence bir ayrımcılık yoktur. Çünkü görülen dersler aynıdır, üstellik yabancı dil bilgisi de daha iyi olan (pozisyon için gerekli olmasa bile… pozisyon için gerekiyorsa zaten ayrımcılık olamaz!) yeni mezunun mesleği ile ilgili yabancı dille yazılmış dergi kitap vb. kaynakları okuyarak kendisini geliştirme potansiyeli daha fazladır. Nitekim yaptığım bir araştırmada, geleceğin en önemli yetkinliğinin yabancı dil olacağı öngörülmektedir. (kıssadan hisse : Yabancı dilinizi geliştirin…)

Diğer yandan bu gibi okullardan mezun olanların kendilerine verilen avans, en fazla iki- üç yıldır. Yani bu okullardan mezun olan birisi, ilanihaye o okulun diplomasının arkasına saklanamaz.  Somut bir örnek vereyim : Ortaklarının neredeyse tamamının ve çalışanlarının büyük çoğunluğunun ODTÜ mezunu olduğu Bayındır İnşaatta İK Müdürü olarak çalışırken (Bu arada ben ODTÜ’lü değilim…), yol inşaatı için bir inşaat mühendisi arıyorduk.  Sonuçta çok fazla deneyim gerekmiyordu ama önümüzdeki iki adayın profilleri şöyleydi : İki aday da iki yıl önce okuldan mezun olmuştu, biri ODTÜ, diğeri Süleyman Demirel Ü. İnşaat bölümü mezunuydu. ODTÜ’lü aday, bir yıl radyo da bir DJ’lik yaptıktan sonra bir yaz döneminde Bodrum’da bar işletmiş, SDÜ mezunu aday da bir buçuk yıldır, tanınmış bir firmanın taşeronuna bağlı olarak yol şantiyesinde çalışmıştı. Siz olsaydınız, hangisini işe alırdınız ?...

Sonuç mu ? Patronların çoğu ODTÜ’lü olmasına ve firmada ODTÜ kültürü olmasına rağmen, SDÜ’lü aday işe alındı! Kuşkusuz diğer aday da benzer deneyimden geçmiş olsaydı tercih edilme şansı yine olacaktı, ama deneyimle birlikte işin gerektirdiği bir çok diğer yetkinlik de sorgulanacaktı!... Ve bu aşamalarda da SDÜ mezununun her zaman öne geçme olasılığı vardı!

Sanırım yaşanmış bu olay, okul ayrımcılığı konusunda oldukça çarpıcı bir örnek ve bir çok mesajı içinde barındırıyor :  Okullarda verilen bilgiler temel bilgilerdir ve siz onunla bir süre idare edebilirsiniz… Eğer, kendinizi geliştirmez, sürekli bilgi ve deneyiminizi belirli bir yönde artırmaz, çalışma yaşamında gerekli olan yetkinlikleri kazanmazsanız, hangi okuldan mezun olursanız olun, gelecekte çalışma yaşamında yapabileceğiniz çok fazla bir şey yok…

KROKİ

  

İLETİŞİM

Şemsettin Günaltay cad. No:87 / 11 Suadiye/İSTANBUL 

  • Tel: 0216 380 02 97
  • Email: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
  • Web: www.mcozden.com