PART TIME ÇALIŞMA KALKIYOR MU?

Part-time çalışma mülga 1475 sayılı iş Kanunu zamanında uygulanmasına rağmen, ilk defa 4857 sayılı İş Kanunu’nda yer aldı. İş Kanunu’nun 13. maddesinin birinci fıkrasında kısmi süreli iş sözleşmesi olarak, “İşçinin normal haftalık çalışma süresinin, tam süreli iş sözleşmesiyle çalışan emsal işçiye göre önemli ölçüde daha az belirlenmesi durumunda sözleşme kısmî süreli iş sözleşmesidir.” şeklinde düzenlendi. 

Önemli ölçüde daha az çalışılması kavramı da madde gerekçesinde haftalık çalışma süresinin 2/3’ünden az olması şeklinde tarif edilerek, haftada 30 saatin altındaki çalışmaların part-time yani kanunun diliyle kısmi süreli iş sözleşmeleri olduğu hüküm altına alındı.

Esnek çalışma modellerinin önemli bir unsuru

Part-time çalışma, tüm dünyada uygulanan esnek çalışma modelleri arasında yaygın şekilde kullanılmaktadır. Ay içerisinde tam zamanlı çalışmalara ihtiyaç duyulmayan işlerde istihdamın artırılmasını sağlayan, işçiye de tek bir işverene bağımlı kalmama imkanını getiren bir düzenleme olarak kısmi süreli iş sözleşmeleri, zaten yıllardır uygulanmaktaydı. Bu çalışma tipinde işveren ay içinde geçici süreyle işçiye ihtiyaç duymakta, işçi de ay içinde daha az çalışarak farklı iş imkanlarına sahip olmaktadır.

Part-time çalışma zamanla mevzuattaki değişmeler doğrultusunda daha profesyonel alanlara kaymış, nitelik bakımından üst seviyedeki kişileri de kapsar hale gelmiştir. Örneğin İş Kanunu’nun değişik 81. maddesi uyarınca istihdam edilmesi gereken işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanının çalışma süreleri işyerinin tehlike sınıfı ve çalışan sayısına göre asgari olarak belirlenirken, bazı istisnaların dışında bu kişilerin part-time çalışmalarını öngörmektedir. Keza işyerlerinde danışman unvanıyla çalışanların yanı sıra avukatlarla da part-time çalışma söz konusu olabilmektedir.

5510 sayılı Kanun nasıl yaklaşıyor?

Sosyal Devlet ilkesi uyarınca, ay içerisinde kaç gün çalışıldığına bakılmaksızın iş sözleşmesiyle çalışan herken kanun kapsamında “sigortalı” olarak değerlendirilmektedir. Esasen kanun’un istisnaları ve kapsamı düzenlediği maddelerine bakıldığında, part-time çalışanların (keza çağrı üzerine çalışanlar da bu kapsamdadır ancak ayrı bir makale konusudur) sigortalılıktan istisna tutulmadığı görülmektedir. Kanun’un tanımlar maddesinde her ne kadar tanımlanmasa da, 51, 80, 81 ve 88. maddelerinde ve ilgili ikincil düzenlemelerde part-time çalışmadan bahsedilmektedir.

Sosyal devlet ilkesi gereği part-time çalışanların tam zamanlı çalışanlardan ayrılmaması gerekirken, 5510 sayılı SSGSSK bu kişiler açısından farklı bir yaklaşım sergilemektedir. Kanun’un 88. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, part-time çalışanların GSS primlerini 30 güne tamamlamaları zorunluluğu düzenlenmiştir. Bu uygulama sonucunda, işyerlerinde part-time çalışanların, çalışmadıkları sürelere ilişkin GSS primlerini kendileri ödemeleri gerekecek, aksi halde sağlık hizmeti alamayacaklardır. Hatta, bu kişiler sağlık hizmetinden mahrum kaldıkları gibi, eksik sürelere ait ödenmeyen sigorta primleri için SGK tarafından da sigorta prim borçlusu olarak işlem göreceklerdir. Zaten, sorun da burada başlamaktadır.

Part-time çalışanlar eksik süreleri için ne yapacaklar?

Part-time çalışanlar eksik süreleri için seçimlik hakka sahiptirler. Bu kişiler öncelikle bu eksik süreleri için sadece sağlık hizmeti almayı mı yoksa sağlık hizmetinin yanı sıra emeklilikte de kullanmayı mı seçeceklerine karar vermelidirler. Part-time çalışanlar eksik süreleri için sadece sağlık hizmeti almak istiyorlarsa Kanun’un 80/son maddesi uyarınca %12 GSS primi ödeyecekler; sağlık hizmetinin yanı sıra bu sürelerin emeklilikte de dikkate alınmasını istiyorlarsa bu defa GSS primi yerine Kanun’un 51. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca bu süreler için isteğe bağlı sigorta yaptıracaklar ve %32 oranında prim ödeyeceklerdir.

Bu uygulama 01.01.2012 tarihine kadar zorunlu değildi. Yani 2012 başına kadar part-time çalışanlar eksik günlerine dair sigorta primi yatırmak zorunda değillerdi. Maddenin bu hükmü iki defa ertelendi ancak 01.01.2012 tarihi itibariyle yürürlüğe girdi. Maddenin yeniden ertelenmesi yönündeki beklentiler boşa çıktı ve şimdi milyonlarca çalışanı bu aydan itibaren sigorta prim borcu tehlikesi bekliyor.

Uygulama nasıl olacak?

Konu hakkında SGK internet sitesinde bir duyuru yayımladı ve duyuruya göre, 01.01.2012 tarihinden itibaren ilk defa çalışmaya başlayacak olanlar açısından işe giriş bildirgesinde bu kişinin part-time çalışıp çalışmadığına dair bildirim alanı zorunlu hale getirilmiştir.   

01.01.2012 tarihinden önce part-time çalışanlar açısından ise, e-sigorta menüsü üzerinden bir defaya mahsus seçim yaptırılarak tescil edilmesi sağlanacaktır. Bu sayede SGK part-time çalışanları borçlandırmak için daha rahat tespit yapabilecektir. Bu bildirimde şu an için herhangi bir idari para cezası söz konusu değildir ancak daha önceki tecrübeler doğrultusunda, bu bildirimin yapılmaması sebebiyle işverenlere idari para cezası müeyyidesi uygulanması da ihtimal dahilindedir, yakın zamanda istirahatlıların kuruma bildirilmesine getirilen idari para cezası düzenlemesi bu hususa en uygun örnektir.

Bildirimin yapılmaması ya da eksik yapılması halinde ise, part-time çalışanlar SGK tarafından re’sen (kendiliğinden) tescil edilecektir. Bunun hukuki sonucu, bu kişilerin eksik günleri için ödeyecekleri prime esas kazancın, doğrudan asgari ücretin 2 katı olarak dikkate alınmasıdır.

Çünkü, part-time çalışanların GSS primi ya da isteğe bağlı sigorta primine esas kazançlarının tespiti, Kanun’un 80. maddesinin son fıkrası uyarınca gelir testi yapılarak bulunacaktır. Gelir testi de, aile içindeki gelirin kişi başına düşen tutarının belirlenmesidir, yani ailenin tüm bireylerinin kazançları aile birey sayısına bölünecektir. Bu noktada SGK “gelirin beyanı ilkesi”nden vazgeçmiş ve kişilerin sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfına müracaat ederek gelirlerinin tespiti yoluna gitmiştir. Bu test sonucuna göre de gelirin asgari ücretten az, asgari ücret ile iki katı arasında olması ya da asgari ücretin iki katından fazla olması gruplarına göre sigorta primi tahsil edecektir.

SGK bu gelir tespiti hususunda iyiniyetli davranmamaktadır. Düzenlemeye göre, gelir testi yapılmaması ya da kurumun re’sen tescili halinde, sigortalının “asgari ücretin iki katından fazla kazandığı” kabul edilmekte ve prime esas kazanç olarak asgari ücretin iki katı dikkate alınmaktadır. Oysaki kurumun sigortalıların lehine yorum yaparak ya gelirin asgari ücret olduğuna hükmetmeli ya da tıpkı borçlanma hükümlerinde olduğu gibi gelir beyanı ilkesini uygulayarak kişilerin prime esas kazançlarını taban ve tavan arasında kendilerinin belirlemesine olanak sağlamalıydı. Kanaatimce, kişiye eksik süreleri için daha yüksekten prim ödeme hakkı tanınarak emeklilikte dikkate alınacak ücret seviyesini yükseltmesi imkanının getirilmesi açısından gelir beyanı ilkesinin uygulanması daha doğrudur. Mevcut uygulama sadece part-time çalışanları değil, 18 yaşından büyük çocukları da mağdur etmektedir çünkü onlar için de (bazı istisnalar haricinde) artık GSS primleri kendileri tarafından ödenmek zorundadır ve onlar açısından gelir testi de tüm ailenin kazancının birey sayısına bölünmesi şeklinde bulunacaktır. Bu örnekte, okumayan ya da halen öğrenci olan birinin hiç geliri yokken, anne ve babasının gelirlerinin toplamı fert sayısına bölünecek ve bu rakam üzerinden prim ödenecektir.

Uygulama işçilerle işverenleri karşı karşıya getirecek

İstihdamın artırılmasına aracılık eden part-time çalışma tipinde eksik günlerin sigorta priminin çalışan tarafından ödenmesi zorunluluğu, ay içinde eksik çalışan birine ek külfet yüklemesinin yanı sıra bu hususu işçi ve işveren arasında ayrı bir pazarlık haline de getirecektir. Gerçekten de, ay içinde mesela 10 gün çalışan biri, kalan 20 günün sigorta primini kendisi ödeyecekse, zaten aldığı az paranın da hayrını göremeyecek, bu sebeple de işverenle pazarlığa oturacaktır.

Bu pazarlık hadisesi esnek çalışma modeli açısından çok sakıncalıdır. Çünkü işçi kalan 20 günün sigorta primini işverenin ödemesini isteyecek, işveren de hukuken yükümlü bulunmadığı bu parayı ödemekten imtina edecektir. Sonuçta işçi de part-time çalışmayı kabul etmeyecek, ay içinde geçici süreyle işçi temin edemeyen işveren de mecburen kayıt dışı adam çalıştırma yoluna gidecektir.

İşçiyle işverenin önünde şu seçenekler bulunmaktadır: Birincisi; part-time çalışmasına rağmen asgari ücretten yüksek ücret alan işçiye asgari ücret ödenecek ancak sigortaya tam süreli olarak bildirilecektir. Bu durumda part-time çalışanın aldığı ücret asgari ücret seviyesine gerileyecektir. İkincisi; işveren eksik günlere dair sigorta priminin asgari ücretten hesaplanacak kısmını ya da tamamını üstlenecek, bu durumda da işgücü maliyeti yükselecektir. Üçüncüsü ise kayıt dışı adam çalıştırmaktır. Ne yazık ki mevzuatımız bu haliyle kayıt dışılığın önlenmesinden ziyade, kayıt dışını teşvik eder hale gelmiştir ve tarafların bu üçüncü seçeneği seçmesi ne yazıktır ki kuvvetle muhtemel olacaktır.

Amaç part-time çalışmayı ortadan kaldırmak mı?

SGK’nın bu düzenlemesini ne Sosyal Devlet İlkesi ne de sigortacılık açısından anlamak mümkün değildir. Kayıt dışılığın tespit edilmesi gerekirken, ay içinde zaten az çalışan işçinin çalışmadığı sürelerden prim tahsilatının peşine düşülmesi sinekten yağ çıkarmanın açık bir görünümüdür. Ay içinde prim ödeme gün sayısı az olanlara tam süreli çalışanlarla aynı sağlık hizmeti sağlanmasının eşitlik ilkesine aykırı olduğu sebebiyle bu yola gidildiği söylenebilirse de, devletin vatandaşlarının sağlıklarını koruması söz konusu olduğunda sanki şirket yönetir gibi kar-zarar mantığı yapılması çok da doğru gelmemektedir. SGK’nın bu yanlışa dur demesi ve asıl dikkatini kayıt dışılıkla mücadeleye vermesi gerekmektedir.

Av. Cüneyt Alihan Danar

İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Uzmanı ve Bilirkişisi

 

KROKİ

  

İLETİŞİM

Şemsettin Günaltay cad. No:87 / 11 Suadiye/İSTANBUL 

  • Tel: 0216 380 02 97
  • Email: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
  • Web: www.mcozden.com